My blog is in the process of being translated into English.Thank you for your understanding.

2014/02/20

Gaziantep'te 2 Gün / 2 Days in Gaziantep



Bizim arkadaş grubumuzda tekerleme gibi tekrarlanan bir sohbet konusu vardır; "bi ara Antep'e gidelim de kebap yiyelim, Antakya'nın da yemekleri meşhurmuş, Urfa'yı da atlamamak lazım,  ben Mardin'i de görelim diyorum, Karadeniz baharda çok güzel olur, herkes bi araştırsın ona göre karar verelim, kesin gidelim, mutlaka gidelim." Sonra konu dağılır, planlar unutulur, aylar ayları yutar, bu süre içinde de ara ara tekerleme hatırlanır, sonra yine unutulur. Neyse ki sonunda, geçen ay bizden beklenmeyecek bir azimle Gaziantep'e gidebildik. İyi ki de gittik. Aklımdakinden çok başka, beklediğimden çok farklı bir şehir karşıladı bizi. "Naif insanların güzel şehri" artık Antep benim için. Tarihi ve kültürel çeşitliliğiyle, hoş sohbet esnafıyla, yöreye özgü 300'e yakın farklı yemek çeşidiyle, hem ruhunuzu hem midenizi doyuran dolu dolu bir zenginlik. 


Gaziantep ile ilgili kısaca bir ön bilgi vermekte fayda var. İlk uygarlıkların doğduğu Mezopotamya'nın kuzeyinde yer alan Gaziantep, bulunduğu konum nedeniyle bir çok farklı medeniyetin egemenliği altında kalan ve Paleotik çağlardan itibaren yerleşim izlerinin bulunduğu bir şehir. Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait Zeugma gibi bir çok antik yerleşim kalıntıları günümüze kadar ulaşmış. 1516 yılında Osmanlı'nın fethi ile birlikte bölgeye Türkmen aşiretleri yerleştirilmiş. Selçuklu, Memlüklü ve Osmanlı Dönemi'nde inşa edilen çok sayıda cami, medrese, han ve hamam ise bölgenin karakteristik mimarisini biçimlendirmiş. Bu bakımdan şehirde farklı kültür katmanlarına rastlamak hiç şaşırtıcı olmasa gerek.

BEY MAHALLESİ - ZEYNEP HANIM KONAĞI

Uçaktan inince önce bavulları bırakmak için konaklama yerimiz olan Zeynep Hanım Konağı'nda alıyoruz soluğu. Konak, tarihi Gaziantep evlerinin bulunduğu Bey Mahallesi'nde. Bölgedeki evler, sokak sağlıklaştırma çalışması kapsamında 2009 yılında basit onarım görmüş. Daracık organik sokakları, birbirine yaslanan taş evleriyle çok keyifli bir mahalle. 

Bey Mahallesi
Zeynep Hanım Konağı'nın personeli çok ilgili ve güler yüzlü, odalar temiz ve rahat. Koruma uzmanı bir mimar olarak, benim rahatsız olduğum tek şey,  konağın başına gelenler oldu. İç mekandaki tüm duvarlar dekoratif taşlarla, tavanlar çirkin rabıtalarla, zemin parke veya seramik ile kaplanmış. Zaten modern malzemeler ile dekore edilmiş, rahat ferah bir yerde kalmak isteseniz Antep'te bir çok yeni otel var. Burayı tarihi dokunun içinde olmak için seçiyorsunuz dolayısıyla da cephede hissettiğiniz özgünlüğü iç mekanda da görmek istiyorsunuz. Benzer uygulamaları bu bölgede yer alan ve çoğu kafeye dönüştürülmüş diğer evlerin avlularından içeriye göz attığımda da fark ettim. Bu görüşümü özellikle yazdım çünkü bu tip eleştiriler daha fazla yapılırsa, belki mal sahipleri de "dekorasyon" adı altında, tarihi yapılarda bu gibi rüküş uygulamaları yapmaktan vazgeçerler.


KATMERCİ ZEKERİYA USTA

Saat 12 gibi ilk durağımız olan Katmerci Zekeriya Usta'ya gidiyoruz. Antepliler katmeri kahvaltı niyetine yiyorlar ve genelde 11.00 gibi kapanıyor katmerciler, ama haftasonu özellikle yerli turistler için Zekeriya Usta biraz esnetmiş saatleri, siz yine de fazla geçe kalmayın. Küçücük, mütevazi bir katmer dükkanı burası, Zekeriya Usta kasada duruyor, oğlu Mehmet Bey ilgileniyor misafirlerle. Mehmet Bey bir nevi rehber gibi, çünkü büyük bir oburlukla "çok gezip çok yiyeceğiz" mantığında olan yerli turiste çok yardımcı oluyor, masanıza gelip sohbet ediyor, meraklı sorularınızı içtenlikle yanıtlıyor. Bir de kültür yolunu gösteren bir harita veriyor elinize. Bu harita bizim çok işimize yaradı bu arada.


Gelelim katmere.. Katmer, ustalıkla çok ince açılan yufkanın içine kaymak, antep fıstığı ve toz şeker koyularak hazırlanıyor ve taş fırında pişiriliyor. Yufka o kadar ince ki arka tarafı görülebiliyor. Kullanılan kaymağın-fıstığın kalitesi ve yıllar içinde edinilmiş tecrübenin bir sunucu olarak, ortaya yumuşacık, zengin bir lezzet çıkıyor. Burası mutlaka gelmeniz gereken yerlerin başında yer alıyor. Yine de size tavsiyem tıka basa doymayın,  daha uğranacak çok yer var.



BAKIRCILAR ÇARŞISI

Kültür haritalarımız elimizde, katmer dükkanından ayrılarak dolaşa dolaşa Bakırcılar Çarşısı'na geliyoruz. Buradaki bakır eşyaların fiyatı el işçiliğine, bakırın kalınlığına ve kalitesine göre değişiyor. Satılan malların kimi kullanım amaçlı, kimi ise sadece dekoratif amaçlı olarak üretiliyor. Bakıra meraklıysanız ve el işi dövme bir bakır obje istiyorsanız mutlaka dükkan sahibine sorun. Çevirdiğinizde arkasına deseni çıkmış olanların baskı olduğunu ve daha dayanıksız olduğunu söylüyorlar, buna dikkat edin.



Tezgahlarda görebileceğiniz ve geçmişi Anadolu Selçukluları'na dayanan "kutnu kumaşı", yine bu yöreye özgü bir kültürün ürünü. Kumaş, ipek ve pamuk karışımı olarak, parlak renk ve desenlerde dokunuyor ve Osmanlı Dönemi'nde padişahların giysilerinin bu kumaşlar ile yapıldığı söyleniyor. 

Sokak aralarında rastlayabileceğiniz "yemeni" dükkanları, benim gibi ayakkabı delilerinin ilgisini çekebilir :) Yemeni, astarsız, el yapımı deri ayakkabılardır; çizme, babet, sandalet, terlik şeklinde olan, çok güzel renklerde farklı modelleri var. Truva ve Harry Potter gibi filmlerin çekimlerinde kullanılan dönem ayakkabıları, Gaziantep'teki bu yemeni ustalarının elinden çıkmış ve böylece Gaziantep yemenilerinin şöhreti dünyaya yayılmış.




ALMACI PAZARI

Yöreye özgü güneşte kurutulmuş sebze ve baharat almak istiyorsanız sizi yönlendirdikleri adres, Tarihi Almacı Pazarı. Kahvaltılık zahter, pul biber ve antep fıstığı mutlaka almanız gerekenlerin başında geliyor. 

Salça alacaksanız ve sadece bir sırt çantasıyla geldiyseniz şunu unutmayın, salça sıvı kabul edildiği için kabin bagajına alınmıyor, uçağın bagajına vermek gerekiyor, bu da uçaktan inince bir de bagaj beklemeniz anlamına geliyor ama değer bence. 




METANET LOKANTASI

Antep'e özgü bir diğer lezzet ise kahvaltıda tüketilen "beyran çorbası". Beyran çorbası deyince de gösterilen ilk adres yine mütevazi bir lokanta olan ve 05.00-14.00 saatleri arasında servis yapan Metanet Lokantası

Çorba; et, iç yağı, pirinç ve et suyu kullanılarak yapılıyor ve içeriğine bakınca da insan biraz ön yargılı oluyor, ama sanılanın aksine hiç de ağır olmayan, çok lezzetli bir çorba bu. Bizden tam not aldı. 

Yapımı ile ilgili BBC'nin hazırladığı videoyu buradan izleyebilirsiniz.




SUYABATMAZ  MAHALLESİ

Dolaşa dolaşa yine yakın zamanda sokak sağlıklaştırma çalışması kapsamında basit onarım görmüş olan tarihi evlerin bulunduğu Suyabatmaz Mahallesi'ne geliyoruz. Bu bölgede evlerin içlerine giremiyorsunuz ama giriş kapılarına asılmış olan, yapıya ait envanter bilgileri ve plan şemaları, size geleneksel konut mimarisi ile ilgili fikir veriyor.

Geleneksel Gaziantep evleri, organik bir biçimde gelişen oldukça dar ve kimi zaman çıkmaz sokaklar boyunca, "hayat" adı verilen bir avlu etrafında konumlanan yaşama mekanları biçiminde oluşturulmuştur. Geleneksel yaşam kültürüne göre ahır, kiler ve hizmet birimlerinin bulunduğu zemin katın sokak cephesi, genellikle sağırdır. Yaşama mekanları üst katlarda bulunur ve pencereleri avluya açılır. Yumuşak kalkerli kesme taştan yapılan evler en fazla 3 katlıdır. Dar sokakları çevreleyen evlerin üst katlarındaki çıkmalar, yazın çok sıcak havalarda gölgeli, kışın ise soğuk ve yağışlı havalarda korunaklı yürüyüş yolları oluşturulmasını sağlamıştır. Bey Mahallesi'nde olduğu gibi Suyabatmaz Mahallesi'nin sokaklarında yürümek de oldukça keyifli, fotoğraf çekmek istiyorsanız geniş açı bir lens kullanmanızı öneririm :)


Suyabatmaz Mahallesi

GAZİANTEP MEVLİHANESİ VAKIF MÜZESİ

Kültür Yolu üzerinde bulunan Gaziantep Mevlihanesi Vakıf Müzesi, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 2007 yılında restore edilerek müze olarak kullanıma açılmış. Mevlevihane, 1638 tarihinde Sancak Beyi Tükmen Mustafa Ağa bin Yusuf tarafından kurulmuş ve Cumhuriyet'in ilanı ile birlikte mevlevihanenin yönetimi Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne geçmiş. Müze, Maden Eserleri ve Mevlevilik Kültürü Salonu, Hat Salonu, Saat ve Etnografik Eserler Salonu ve Kilim Salonu birimlerinden oluşuyor. Mevlevi Kültürü'nün anlaşılması bakımından müzede önemli veriler sunuluyor.

Kilim salonu girişinde, Anadolu kilimlerinde kullanılan motiflerin farklı formlarını ve anlamlarını ayrıntılı biçimde açıklayan panoları görebilirsiniz. Örneğin yıldız motifi; mutluluğu, arpa-kavun-karpuz-üzüm-nar motifleri; doğurganlığı, baykuş-kuzgun motifleri; kötülüğü, güvercin-bülbül-serçe motifleri; iyiliği temsil ediyor. Aslında bu motiflerin anlamlarını bilenler için, bir Anadolu kilimine bakıldığında okunabilecek bir çok öykü bulunuyor.




TAHMİS KAHVESİ

Bir yorgunluk kahvesi için, geçmişi 1635 yılına dayanan Arasa Meydanı Tahmis Kahvesi'nde bir mola veriyoruz. Ferah bir giriş katı ve bir asma kattan oluşan tarihi kahve, bizim gibi meraklı hafta sonu turistleri ile dolu. 

Geçmişte siyasi-ekonomik sorunların tartışıldığı, edebi ve tasavvuf söyleşilerinin yapıldığı, karagöz gösterileri ve musiki dinletileri gibi kültürel etkinliklere ev sahipliği yapmış olan mekanda, "dibek kahvesi", "menengiç kahvesi" ve ya "zahter çayı" içip biraz soluklanabilirsiniz.




İMAM ÇAĞDAŞ

Gaziantep deyince ilk akla gelen markalaşmış isimlerden biridir İmam Çağdaş. Özellikle şehir dışından iş için gelenlerin yemeğe götürüldüğü başlıca yerdir. Kebap ve baklava konusunda uzmanlaşmıştır ama özellikle Ali Nazik ve lahmacunu ünlüdür. 

Fotoğrafta gördüğünüz Ali Nazik, bizim bildiğimizden ne kadar farklı değil mi? Ama lezzeti kıyaslanamaz bile. Bir öğününüzü burada yemenizi tavsiye ederim. Baklavayı buradan da alabilirsiniz ama esas yerini yazının sonunda söyleyeceğim.




EMİNE GÖĞÜŞ MUTFAK SANATLARI MÜZESİ

Gaziantep Kalesi' nin yakınında bulunan ve Türkiye'deki ilk mutfak müzesi olan Emine Göğüş Mutfak Sanatları Müzesi ve hemen bitişiğindeki Mehmet Reşit Göğüş Mutfak Sanatları Eğitim Merkezi, yöreye özgü yemek kültürü, kullanılan pişirme ve sunum şekilleri hakkında genel bilgi edinmek isteyenler için bir uğrak noktası niteliğinde.

Gaziantep yemeklerinin lezzeti, kullanılan malzemenin çeşitliliğinden geliyor. Mutfağın temelini oluşturan et yemekleri, tahıllar, baklagiller, baharatlar, meyveler, sebzeler ve yeşillikler ile zenginleştiriliyor. Şuruplar, bitki çayları ve şerbetler ise yine bu yörenin vazgeçilmezleri.

Yemek kültürü bakımından bunca zengin olan bir yerde böyle bir müzenin olmasına şaşmamalı, ama keşke daha büyük, daha kapsamlı olsa, adı daha çok duyulsa. MUSEM, hafta sonu turistleri için günü birlik atölyeler düzenlese, hep yemesek de biraz da pişirsek :) 




MEDUSA ARKEOLOJİK CAM ESERLERİ MÜZESİ

Beni en çok etkileyen yerlerden biri de Türkiye'nin ilk arkeolojik cam eserleri müzesi olan  Medusa Arkeolojik Cam Eserleri Müzesi'ydi. Gaziantep Kalesi yakınında bulunan müzede, 2000'e yakın cam eser ve 1000 civarında bronz, gümüş, altın ve toprak eser sergileniyor. 

Sergilenen Roma, Bizans ve İslam dönemlerine ait arkeolojik eserlerindeki detay işçiliği ve estetik anlayışı gerçekten büyüleyici. Meraklıları için gidilmesini şiddetle tavsiye ederim.



BAYAZHAN 

Gece programınız için Bayazhan keyifli bir seçenek olabilir. Han, 1904 yılında tütün tüccarı Bayaz Ahmed Ağa tarafından Halepli mimar ve taş ustalarına yaptırılmış. I. Dünya Savaşı sırasında İngilizler Antep'i işgal ettiklerinde, hanı karargah olarak kullanılmışlar. Daha sonrasında ise hapisane, sinema gibi kullanımları olmuş. 2009 yılında, restorasyonu tamamlanarak üst katı kent müzesi olarak düzenlenmiş, alt katı ise restaurant, meyhane, bar ve butik satış birimlerine dönüştürülmüş.

Bayazhan Restaurant ile ilgili herkes bize fiyatların çok pahallı olduğunu söyledi ama biz yine de gitmek istedik. Gördük ki hiç de abartıldığı gibi değil, İstanbul 'daki ortalama bir restaurant fiyatlarıyla aynı. Üstelik böyle bir yer İstanbul'da olsa eminim buradaki hesabın 2-3 katını ödememiz gerekirdi. Kalite ve ambiyans, size kendinizi bir Avrupa şehrindeymişsiniz gibi hissettiriyor, biz burada geçirdiğimiz zamandan çok keyif aldık.  Gitmeden önce mutlaka rezervasyon yaptırın, son dakikada yer bulma şansınız olmayabilir.




ZEUGMA MÜZESİ

Pazar günkü programımız otelde hafif bir kahvaltıdan sonra dünyadaki en büyük mozaik müzesi olan, Zeugma Müzesi'ni gezmek. Zeugma Müzesi, kent merkezine biraz uzak ama taksiyle kolaylıkla ulaşım sağlanabiliyor. Müze, ortada bir köprüyle birleşen iki ana kütleden oluşuyor. İlk kütlede Zeugma'dan çıkan mozaikler, diğer kütlede ise çevredeki diğer arkeolojik alanlardan çıkan mozaikler sergileniyor. Çevre yerleşimlerden çıkan mozaiklerin sayısı da azımsanamayacak kadar çok. Hikayelerini okurken, bazılarının yerel halkın bahçesinde, tarlasında tesadüfen bulunduklarını görüyorsunuz. 

"M.Ö. Zeugma’dan Strabon, Plinius ve birçok antik yazar bahsetmiştir. Büyük İskender’in generallerinden Selevkos Nikator I, M.Ö. 300’de, İskender’in Fırat’ı geçtiği bu yerde, kendi adıyla Fırat’ın adını birleştirerek Selevkeia ad Euphrates (Fırat Seleukeia’sı) ismiyle antik kenti kurmuştur. Bu kentin karşısına da eşi Apameia’nın adıyla ikinci bir kent kurarak, bu ikiz kenti bir köprüyle birbirine bağlamıştır. Kommagane kralı Mitridates I. Kallinikos’un, Selevkos kralının kızı Leodike ile evlenmesiyle kent, çeyiz olarak Kommagane krallığına verilmiş. Leodike’nin oğlu Antiokhos I, bu kentin geliriyle Nemrut dağındaki heykelleri yaptırmıştır. Yaklaşık 40 yıl Kommagene’nin dört büyük şehrinden biri olan kent, M.Ö. 64 de Roma İmparatorluğu’nun topraklarına katılarak, ismi geçit ve köprü anlamına gelen “Zeugma” olarak değiştirilmiştir." (Kaynak)

Zeugma/Belkıs Antik Kenti, aslında  1992 yılında resmi kazılar başlamadan çok önce de çevredeki köylülerce biliniyormuş. 1960'lı yıllardan itibaren, buldukları tarihi eserleri bir kazanç kapısı olarak gören yerel halkın öncülüğünde, kentte izinsiz kazı, yağma ve kaçakçılık faaliyetleri başlamış ve bu dönemde ne miktarda eserin yurt dışına kaçırıldığı hala tam olarak bilinmemekte. 

Gaziantep Üniversitesi Klasik Arkeoloji A.B.D. Başkanı Yrd.Doç.Dr.Rifat ERGEÇ, uzun yıllar süren bu kaçakçılık ve talan etme sürecini şu şeklide açıklıyorBelkıs harabelerinin köy yollarından içeride kalması nedeniyle gözden uzak olması ve akropol tepesinin bir gözetleme kulesi olarak kullanılmasından dolayı, kaçakçılar rahat bir çalışma ortamı bulmuşlar. Kentin üzerinde bulunan 6-8 m. derinliğindeki killi-kireçli toprağın içinde tüneller açarak, kazdıkları toprakları evlerin içinde bulunan sarnıçlara doldurmuşlar. Bu şekilde toprak üstünden hiç fark edilmeden tünellerin içinde günlerce çalışma imkanı bulmuşlar.  Çıkarılan eserler ise, Nizip'teki tacirler tarafından yurt dışına pazarlanmış. Yazık ki, kaçakçılık süreci resmi kazı çalışmaları sırasında da devam etmiş.

O kadar yağma ve talana rağmen, Zeugma Müzesi' ni gezerken, geriye kalanları gördüğünüzde hayal edilemeyecek bir zenginliğin içinde olduğunuzu fark ediyorsunuz. 



Müzenin simgesi haline gelmiş olan "Çingene Kızı" mozaiği ikinci katta, bir çeşit ritüelle, karanlık bir tünelden girdiğinizde, tek başına bir duvara asılı olarak kocaman gözleriyle karşılıyor sizi. Mozaiğin en ilginç yanı gözleriyle kendisine bakanı her yönde takip edebilmesi. Bakışlardaki derinliği yaratmak için, Helenistik Dönem resim sanatında, yüzdeki sevinç ve hüznün aynı anda yansıtılmasını amaçlayan "üç çeyrek bakış" olarak ifade edilen teknik kullanılmış. Aynı teknik Leonardo Da Vinci'nin Mona Lisa'sında da kullanılmış. 



Sol alt köşede gördüğünüz mozaik "Dionysos'un Düğünü".  1992 yılında, Ayvaz Tepesi'sinin yamacındaki bir Roma villasında, şarap ve doğa tanrısı Dionysos ve Ariadne'nin düğününü tasvir eden ve 10 figürden oluşan bir mozaik şeklinde ortaya çıkarılmış. 1998 tarihinde ise, bulunduğu alanda sergilenirken, büyük bir kısmı kaçakçılar tarafından sökülerek çalınmış. Müzede çalınan bu bölümün fotoğrafı duvara yansıtılarak, tasvirin bütününün görünmesi sağlanıyor. Yine de kayıp olan bu bölümün dünyanın herhangi bir yerindeki, bir koleksiyonerin duvarını süslüyor olduğu düşüncesi insanı bayağı çileden çıkarıyor. 


HALİL USTA

Müzeden çıkınca son lezzet durağımız olan Halil Usta'ya gidiyoruz. Halil Usta küşlemesiyle ünlü küçük bir esnaf lokantası aslında. Yeri Zeugma Müzesi'ne yakın bir gecekondu semtinde fakat pazar günleri açık olmuyor. Metro alışveriş merkezinin önünde bir şubesi daha var, o pazar günleri de açık. 

Küşleme çok özel bir et, her koyunun sırt kısmından 200 gr. kadar çıkıyor ve meşe kömüründe pişiriliyor. Bu yüzden sipariş ettiğiniz ana yemeğin yanında ortaya servis ediliyor. Bize biri sade, diğeri baharatlı özel bir sos ile pişirilmiş olarak iki çeşit ikram ettiler, ikisi de oldukça başarılıydı. Vedat Milor'un Halil Usta hakkındaki yorumlarını buradan izleyebilirsiniz.




KOÇAK BAKLAVACISI

Gelelim baklava konusuna. Antep'e gidip de eli boş dönmek olmaz. Biz bu konuda geniş çaplı bir kamu araştırması yaptık. Kimi "İmam Çağdaş" dedi, kimi "Koçak Baklavacısı" dedi, kimi "Güllüoğlu'nun asıl yerini bulursanız oradan alın" dedi. İmam Çağdaş artık yurt dışına da baklava ihracatı yapıyormuş, bu yüzden genel kanı artık üretimin fabrikasyona geçtiği ve bundan dolayı eski lezzetini kaybettiği yönünde. Güllüoğlu'nun asıl yerini ise hiç kimse bilmiyor, bir çeşit gizemli ve bulunamaz bir yer haline gelmiş :)

Taksi şöförümüzün ısrarı üzerine biz baklavalarımızı Koçak Baklavacısı' ndan aldık.  Burası hala geleneksel yöntemlerle üretim yapıyor, yufkalar elle açılıyor ve tamamen doğal malzemeler ile glikoz kullanılmadan hazırlanıyor.  Ben kendi adıma diyebilirim ki, baklavayı pek sevmeyen biri olarak, aslında bunca yıldır baklava ile ilgili pek bir fikrim yokmuş :) Vedat Milor'ün Koçak Baklava hakkındaki yorumlarını merak ediyorsanız,  tıklayınız. 

Gaziantep'e gelen turistler, genellikle "kuru baklava" almayı tercih ediyor, daha doğrusu bu şekilde yönlendiriliyorlar. Kuru baklava dediğimiz bildiğimiz baklava aslında, içinde kaymak yok, bu yüzden de daha uzun dayanıyor. Eğer gerçek Antep baklavası almak istiyorsanız, kaymaklı olan normal baklavaları tercih etmelisiniz. Aldıktan sonra oda sıcaklığında saklayarak bir kaç gün içinde tüketmeniz gerekiyor. "Buzdolabına koymayın" diye uyarıyorlar çünkü şekerlenip lezzetini kaybediyormuş, bir de servis etmeden önce hafifçe ısıtmak gerekiyor. Size tavsiyem Gaziantep'ten ayrılmadan önce son dakikada baklava alışverişinizi yapın ve kaymaklı olanları tercih edin.


Antep esnafının ağırbaşlı bir misafirperverlik anlayışı var, sorduğunuz soruların cevabını dolaysız bir dürüstlük ile alıyorsunuz. Çoğu turistik beldede insanı bunaltan dükkan önlerindeki "çığırtkanlık" ve "ısrar etme" durumlarına burada kesinlikle rastlanmıyor. Sakin sakin, tadını çıkararak rahatça dolaşabilirsiniz.

Şunu belirtmekte fayda var, İmam Çağdaş ve Bayazhan dışında yiyip içtiğimiz yerler turistik işletmeler değil, günlük hayatta yöre halkının da uğrak noktası haline gelmiş olan yerlerdi. Umarım her zaman da o şekilde kalırlar.

Anlatmak bir yere kadar.. Bir hafta sonu alın sırt çantanızı, fotoğraf makinanızı, atlayın uçağa, gezin, görün. Yemeğe, tarihe, fotoğrafa ilginiz varsa sizi tatmin edeceğinden eminim :)

4 comments:

  1. Gaziantep'in en ünlü en güzel yerleriniz gezmişsiniz. Her zaman bekleriz. :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. 2 gün bana yetmedi doğrusu, tadı damağımda kaldı :)) Daha görmek istediğim çok şey vardı, en azından bir tur daha gitmek lazım Gaziantep'e.

      Delete
  2. Merhaba,
    Blogunuzu çok beğendim ve sizi takibe aldım.
    Sevgiler,
    Bende bloguma beklerim http://hayatimakyajla.blogspot.com/
    İlk Hediye çekilişime beklerim :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Hoş geldiniz Ebru Hanım, güzel paylaşımlarda bulunmak dileğiyle :)

      Delete

Yorum yazarsanız sevinirim :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...